BERÇ MELIKYAN ABOUT ME

Berç Melikyan is one of the most renowned goldsmiths and hand engravers who continues to keep the art of "kalemkarlık" (hand engraving) alive in Turkey. "So far, no one has been able to make jewelry like I do. Nobody can do it!" he said. For years, Melikyan has exhibited great patience and focus to meticulously craft jewels from precious metals by engraving them with an iron pencil, which is thinner than a strand of hair, in his small workshop. He has left his mark on engraved diamonds, and famous goldsmiths still run after him. The popularity of his hand-made diamonds has spread to faraway lands, but his name was ironically unknown until he, in his own words, "fought" to become well-known. Melikyan, 55, has been working as a hand engraver with his iron pencil for the last 40 years, and his talent has enabled him to create his own engraving style. At the age of 14, Melikyan began working as an apprentice at the famous Çuhacı Inn in Istanbul's Grand Bazaar.

 

Initially, he learned the craft of "sadekarlık" (lapidary). As a child, his dreams were filled with patterns and the appearance of horses, lions and eagles. Those who noticed his talent used to say he should become a hand engraver. However, the art of hand engraving is a rather effortful task. At that time, there were hardly any craftsmen that were willing to accept apprentices, but later, he began to work with master craftsman Mardiros Halyaçyan. Melikyan's eyes filled with tears and became emotional when he started talking about his past. "You have to carefully watch your master for three or four years. You should not touch his pencils, though; it is disrespectful. I always had great respect for him," he said. Similar to Halyaçyan, he started running his own small workshop with a little light at the Çuhacı Inn. "I was shocked at first. When you imagine the world of jewelry, it looks so glamorous. However, there is a big contrast between jewelry workshops and the glitter of diamonds," Melikyan said, adding that the more jewels give brightness to the world, the darker the places they are made in. "There is great contrast in our profession," Melikyan said. During his apprentice years, Melikyan was merely watching his master without speaking, learned what kind of iron pencils are necessary and developed himself with patience and great effort.

 

After his return from obligatory military service, he wanted to run his own workshop but was unable to open it due to financial constraints. Fortunately, his uncle helped him and Melikyan began working as an assistant at his uncle's jewelry shop in Nuriosmaniye. He used to engrave jewels for his friends and family, and his popularity increased with time. "Hand engraving requires patience, determination and physical effort," he said. Eventually, Melikyan opened his own workshop in 1987. "I created my own engraving style," added the senior craftsman, who has designed diamonds for world leaders and famous individuals all around the world. Moreover, jewelry firms have displayed his works at international fairs, and while he has yet to travel abroad, the world has fallen into his lap. Melikyan believes he has not received what he deserves, but has never lost his ambition. "I make thousands of stokes with an iron pencil while designing a ring and other jewels.

 

The art of hand engraving I use to create my works date back 1,000 years," he said. Melikyan loses himself while working and does not understand how time flies by. "It has been a narrow and long journey. Hand engraving is my life," he said.

 

The accomplished artist is on the list of the World's Gold Council among the jewelers who should be visited in Istanbul. Haliç University also submitted an application to UNESCO to add his name to the list of "Living Human Treasures." Melikyan now continues his job at his small and humble workshop on the third floor of the Çuhacı Inn in Nuriosmaniye. He tirelessly turns priceless stones into a work of art. His 18-year-old son Alen is learning his father's trade as well, much to his father's delight. To celebrate his 40th year in the trade, Melikyan created a masterpiece collection. "With my 45-piece collection, I want to show Istanbul, Turkey and the world a perspective from the eyes of a craftsman for future generations. Istanbul is a living museum and I gain inspiration whenever I go. My jewels inherit the city's culture. When we look back, we say 'what amazing things they did,' and I want the future generations to understand today's culture through my eyes," he concluded.

 

Armenian hand engraver creates fascinating jewelry

BERÇ MELIKYAN HAKKIMDA

Kalemkârlık zincirinin son halkası o. Kalemkâr ustası Berç Melikyan "Yaptığım mücevherleri bugüne kadar yapan bir tek kişi bile çıkmadı" diyor. Sanatçı, 40. yılına özel 45 parçadan oluşan koleksiyonunu ilk kez Pazar SABAH ile paylaştı

Küçük tezgâhlarda sabır ve titizlikle yıllarca değerli madenleri çelik kalemle işleyip mücevherlere dönüştürdü. Elmasa, pırlantaya onun kalemi yani el işçiliği tercih edildi hep. Ünlü kuyumcular peşinden koştu. Yıllar içinde el emeği göz nuru yaptığı mücevherlerin namı aldı başını gitti. Ama onun ismi hiç bilinmedi. Tâ ki kendi tabiriyle bu duruma 'savaş' açana dek! Saç telinden daha ince olan çelik kalemini 40 yıldır yoldaş bilen Berç Melikyan (55) dünyada kendi tarzını var eden bir kalemkâr ustası. 14 yaşında İstanbul Kapalıçarşı'daki meşhur Çuhacı Han'da başlamış çıraklığa. İlk sadekârlık mesleğini öğrenmiş. Onun hayallerini aslanlar, kartallar, atlar ve desenler süslermiş. Küçük yaşında yeteneğini görenler "Sen kalemkâr ol!" diye tembih etmişler hep. Ama kolay mı kalemkâr olmak? O dönem kimseler yanına çırak almazmış. Sonrasında Melikyan, ustası Mardiros Halyaçyan'ın yanına çırak olmuş. O günleri düşündüğünde Melikyan duygusallaşıyor, gözleri doluyor: "Bana dediler ki: 'Ustanın yanında üç-dört sene sadece seyredeceksin. Sakın ha kalemlerine dokunma, saygısızlık etmiş olursun!' Ben de saygıda kusur etmedim" diyor. Aslında Osmanlı'dan gelen bir zincirin son halkası Melikyan. Ustası Halyaçyan gibi oda Çuhacı Han'daki iki metrekarelik küçük, karanlık ve bir tek ampulle aydınlanan dükkânda dört yıl boyunca çalışmış. İşe büyük zorluklarla başlamış: "İlk işe başladığında büyük bir şok yaşadım. Kuyumculuk deyince insan pırıltılı bir dünya bekliyor. Kuyumcu imalathaneleri aslında mücevherlerin parıltısıyla tezatlık oluşturur. Mücevherler ne kadar parlak bir dünya sunarsa, işçiliğinin yapıldığı yerler de o kadar karanlıktır. Bizim sanatta tam bir tezatlık var" diyor. Çıraklığı sırasında terbiyeden dolayı ustasının yanında konuşmadan onu seyreden Melikyan, ustasının kullandığı çelik kalemlerin hangileri olduğuna bakıp kurşun kalemle çentik ata ata, hangi kalemle ne yapmak gerektiğini azimle öğrene öğrene kendini geliştirmiş.

 

1000 YILIN EL İŞÇİLİĞİ

Askere gidip geldikten sonra kendi dükkânını açmak istemiş ama maddi zorluklar nedeniyle açamamış. Bir fark yaratarak varlığını sürdürmek isteyince amcası yardımına yetişmiş. İstanbul Nuriosmaniye'deki kuyumcu dükkanında amcasına yardım etmeye başlamış. Eş-dosttan işler alarak kalemini konuşturmuş. Ünü yayıldıkça yayılmış. "Kalemkârlık, sabır işi, bir bilek, bir yürek işi" diyen Melikyan beş yıl aradan sonra 1987'de kendi dükkanına kavuşmuş ancak... "Kalemkârlığı kullanarak kendi tarzımı yaratıp farklılık yarattım" diyen sanatçının işleri ünlü kuyumculardan rağbet görmüş yıllarca. Birçok dünya liderine ve çok önemli isimlere kuyumcular aracılığıyla yaptığı mücevherler sunulmuş. Fuarlara kuyumcu firmaları onun işleriyle katılmış. Hayatı boyunca hiç yurtdışına çıkmasa da dünya hep ayağına gelmiş fakat emeğinin hakkını hiç alamamış. Ama o iddialı: "Kalemkârlığı kullanarak tasarımlar, desenler eklediğim mücevherlerden bir yüzüğün üstüne on binlerce çelik kalem darbesi vuruyorum. 1000 yıl önceki el işçiliğini kullanarak yaptığım mücevherleri bugüne kadar dünyada hiçkimse yapamadı, yapamaz da!" diyor.

 

YAŞAYAN İN SAN HAZİNESİ

Melikyan, 1000 yıl önceki el işçiliği ile mücevherler yapan dünyadaki tek kişi. İş başında kendini öyle bir kaptırıyor ki, zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyor. Sanat hayatı için "Uzun ince bir yoldu benim yolum. Hayatımın tek anlamı kalemkârlık" diyen Melikyan, sanatını 'minyatür heykeltıraşlık' olarak tanımlıyor. Melikyan'ı, Dünya Altın Konseyi İstanbul'da görülmesi gereken kuyumcu vahası listesine de almış. Yaşayan İnsan Hazinesi olması için de Haliç Üniversitesi UNESCO'ya başvurmuş. O ise İstanbul Nuruosmaniye'de mütevazı bir hanın üçüncü katındaki küçük ama bir o kadar mütevazı atölyesindeki tezgâhında el işçiliğiyle değerli madenleri, azimle, hiç usanmadan işleyip sanat eserlerine dönüştürmeye devam ediyor. Sanatını oğlu Alen Melikyan'a (18) aktarabildiği için ise mutlu. Alen babasının izinde ilerliyor.

 

40. SANAT YILI İÇİN KOLEKSİYON

Dünyaya iz bırakmak için 40. sanat yılında bir ustalık koleksiyonu hazırlamış Melikyan. "45 parçadan oluşan koleksiyonumla bir ustanın gözünden İstanbul, Türkiye ve dünyayı gelecek nesillere göstermek istedim. İstanbul canlı bir müze. Nereye baksanız, etkileniyorsunuz! Mücevherlerimde İstanbul'un kültürü var. Biz nasıl ki geçmiş dönemlere 'Neler yapılmış öyle!' diye bakıyorsak gelecek nesiller de bugüne baktıklarında bir kalemkârın gözünden bugünün kültürünü görsün istedim" diyor.

 

Kalemkârlık Zincirinin Son Halkası, Kalemkâr Berç Melikyan

goldsmıth and hand engraver

Nuruosmaniye Cad. Ata Sarayi Ishani No:23 - 3.Kat -  D:302 Cagaloglu Eminonu - İstanbul - TURKEY    Tel : +90 212 526 16 06  -  E Mail : info@bercmelikyan.com

Copyright © 2014 Berç Melikyan ™, Tüm hakları saklıdır.    -   WebDesign | Kadir Nasreddin